‘Who’s Afraid of Virginia Woolf’ yazarı Albee’ye veda

0

Who’s Afraid of Virginia Woolf/ Kim Korkar Hain Kurttan adlı oyunuyla, tiyatro geleneğini yeni baştan yazan Amerikalı usta kalem Edward Albee veda etti. Üç Pulitzer Ödüllü yazar, 88 yaşındaydı.

Arthur Miller ve August Wilson’ın ölümlerinin ardından Amerikan Tiyatrosu’nun yaşayan en iyi oyun yazarı olarak bilinen Albee, yıllar evvel geçirdiği peşi sıra operasyonlar sırasında ölümünden sonra açılması koşuluyla bir not bırakmıştı: “Bana bu hayatı doyasıya mutlulukla, dolu dolu yaşamama vesile olan hepinize, şükranlarımı ve sevgilerimi sunuyorum.”

İlk kez 1962’de Broadway’de sahnelenen, Albee’nin en iyi eseri olarak anılan Who’s Afraid of Virginia Woolf/ Kim Korkar Hain Kurttan önce prestijli Tony Ödülü’nü kazandı. 1966’da, başrollerinde Elizabeth Taylor ve Richard Burton’ın rol aldıkları sinema versiyonu 13 dalda Oscar Ödülü adaylığı elde etti ve Elizabeth Taylor’a En İyi Kadın Oyuncu Ödülü dahil beş Oscar kazandırdı.

Playwright Edward Albee Writing at Rolltop Desk

1963, Greenwich Village’deki evinde

‘Tiyatro insanları değiştirmek için yapılan protesto gösterileridir’

Who’s Afraid of Virginia Woolf’un, sivri dili tonu, iğneleyici espirileri ve karanlık teması Albee’nin yazım stilini oluştuyordu. 30 yıl boyunca yazdığı, Amerikan aile yapısı, üst sınıf sorunsalları, din ve çocuk yetiştirme onun konularıydı. 1996’daki The Play About the Baby adlı oyunundaki bir karakter şöyle sesleniyordu: Yaraları olmadan yaşadığını nasıl anlar ki insan

Bireyi, toplumu aynı zamanda tiyatroyu da düzen ve gelenekleri sorgulatmaya iten Albee bir keresinde, Tiyatro, insanları değiştirmek için yapılan protesto gösterileridir demişti.

Üvey aile, mutsuz bir çocukluk ve kaçış

1928’de doğan ve New Yorklu zengin bir çift tarafından evlat edinilen Albee’nin üvey babası Reed Albeek dönemin Keith- Albee adlı vodvil tiyatro merkezlerinin sahibi, annesi Frances Albee ise oğlunun yaşamında uzun yıllar baskıcı ve haddinden fazla egemenlik kuran, sosyetenin renkli simalarından biriydi. Albee, yaşamı boyunca verdiği hemen hemen her röportajında mutsuz bir çocukluk geçirdiğini ve bu mutsuzluğu oyunlarına akıttığını söylerdi.

albee1

1967, A Delicate Balance adlı oyunuyla kazandığı Pulitzer Ödülü için gazetecilerin karşısında

Onu eyaletin en pahalı okullarına yazdıran ailesinin eforlarını, pek çok okuldan kaçarak boşa çıkaran Albee, kötü bir öğrenciydi. Lise yaşamı uzaklaştırmalar ve atılmalarla geçen yazar, üniversitede dersleri kırmaya devam etti. Zorunlu din derslerine girmeyi reddetti.

Ergen yaşlarındayken evden bir daha geri dönmemek üzere ayrıldı. Bir röportajında, Üvey ailemle kendimi hiçbir zaman rahat hissetmedim. Ne onlar ebeveyn ne de ben oğul olmayı becerebildim demişti. İlerleyen yıllarda gazeteci Charlie Rose’a, evden kapı dışarı edildiğini çünkü ailesinin onun yazar olmasını onaylamadığını söylecekti.

Tenesse Williams, Arthur Miller’ı gölgede bırakır

Manhattan’da, postacılık gibi pek çok farklı işte çalışmaya başlayan Albee, bir yandan da tiyatro oyunları yazmayı öğreniyordu. 1958’de, ilk eseri Zoo Story’i yazdı. Central Park’taki bir bankın üzerinde oturan iki yabancının hikayesini anlatan oyun tek perdeden oluşuyordu. The Zoo Story, Almancaya çevrildi ve ilk kez Berlin’de sahnelendi.

albee5

1966, Who’s Afraid of Virginia Woolf beyazperdede

1964’te yazdığı Who’s Afraid of Virginia Woolf ise, dönemin Broadway’ini domine eden yazarlar Tenesse Williams, Arthur Miller ve onların ‘entellüktüel müritlerini’ bir hayli sarstı. 1967’de kaleme aldığı A Delicate Balance ve 1975 tarihli Seascape adlı oyunları Albee’ye Pulitzer Ödülü’nü kazandırdı.

‘Ölüm büyük bir zaman kaybı’

Ancak sonraki 20 yıl Albee için oldukça kurak geçecekti. Ne de olsa  basın tarafından karalama kampanyasına maruz kalan Albee’ye vahşice yüklenilmişti. Nihayet 1994’te yazdığı Three Tall Women adlı oyunu yazara  üçüncü Pulitzer’ini getirmeyi başardı. Kariyeri boyunca yazdığı oyunlar tekrar tekrar Broadway’de sahnelenen pek çoğu filme çevrilmiş eserlerin sahibi Albee, yaşlı olmayı hiç sevmediğini söylemişti: Yaş almaktan hiç haz etmiyorum çünkü birgün artık daha fazla alamayacağımı biliyorum. Ölüm bana büyük bir zaman kaybıymış gibi geliyor.

 

 

 

 

 

 

Takip edinFollow on FacebookFollow on Google+Email this to someoneTweet about this on Twitter
0
Share.

Comments are closed.